


Afşin’in adı tabelalarda vardır ama sanki mecburen yazılmış gibidir; bir isim, bir yer, fakat bakışlar hep başka tarafa çevrilmiştir. Afşin, yoklamada öğretmenin seslendiği ama sınıfta kimsenin “buradayım” demediği o öğrenciye benzer; sessizdir, fakat varlığıyla çok şey anlatır.
Afşin sıradan bir ilçe değildir; Ashab-ı Kehf’in gölgesini taşıyan toprakların adıdır. Afşin, tarihin kalbine açılan bir kapı, Kur’an’ın satırlarında yankılanan mekânın evidir. Afşin’i sıradan görmek, İslam’ın simgelerinden biri olan Ashab-ı Kehf’i görmezden gelmek demektir; o mağara sessiz ama derin bir hatıra gibi durmaktadır. Afşin, taşında ve toprağında tarihi, uhuveti ve vefayı saklayan bir yerdir; Ashab-ı Kehf Mağarası da bu sessizliğin en güçlü şahididir.
Afşin’in doğası bir hazine gibidir, fakat bu hazinenin etrafı turistik bir vitrinle süslenmemiştir. Ters lalesi baharda açar, gönüllere ferahlık verir; ama çevresinde ne bir festival coşkusu ne de renkli bir düzen vardır. Tanır’da Ayrandede bulunur; fakat ziyaretçiyi karşılayacak bir düzen yoktur. Kral Havuzu ihtişamlı bir isim taşır; ama çevresinde turistin ilgisini çekecek hiçbir cazibe sunulmaz. Dedebaba Türbesi’nin sesi duyurulmaz, manevi atmosferi tanıtılamaz. Hurman Çayı serinliğiyle insanı dinlendirir; ama kenarında ne bir bank, ne bir çay bahçesi, ne de rengârenk bir yaşam vardır. Afşin’in güzellikleri vardır, fakat vitrine konmadığı için köhne bir sessizlik içinde kalmaktadır.
Ve işin en heyecanlı tarafı: Tanır Yassıhöyük kazıları. Roma’dan Demir Çağı’na, Tunç Çağı’ndan Hitit kültürüne, Neolitik’ten Kalkolitik’e kadar uzanan buluntular ortaya çıkmaktadır. Anadolu’nun binlerce yıllık tarihini belgeleyen çok katmanlı bir yapı, bilim dünyasına yeni veriler sunmaktadır. Biz ise hâlâ sessiz kalmaktayız.
Belediye başkanının şanssızlığı, göreve depremin ardından gelmesidir. Çalışmaktadır; yıkıntıları düzenlemeye, enkazın bıraktığı boşlukları toparlamaya gayret etmektedir. Fakat Afşin’in asıl hazineleri hâlâ gölgede kalmaktadır. Bu değerler, yalnızca enkazın kaldırılmasıyla değil; kültürün, tarihin ve maneviyatın vitrine çıkarılmasıyla ayağa kalkacaktır. Afşin’in kaderi, yıkıntılar arasında unutulmak değil; yeniden hatırlanmak ve anlatılmak olmalıdır.
Düşünelim; insanlar Ashab-ı Kehf’te bir kahve molası verse, Hurman Çayı’nın kenarında serin serin otursa, Dedebaba’da duasını yapsa, Kral Havuzu’nda selfiesini çekse… Afşin bir anda gündemin merkezine oturur. Malzeme vardır, fakat vitrine koyan yoktur.
Sonuçta Afşin, tarih ve doğa açısından bir cevherdir. Görülmeyen değil, görmezden gelinen bir ilçedir. Kahramanmaraş’ın ilçeleri arasında en az fark edilen, en az vitrine çıkarılan odur. Oysa biz de varız; hem de çok varız, hep varız. Belki de artık gözlükleri takıp biraz dikkatle bakmanın zamanı gelmiştir.
*
Yavuz Hoca



