Reklam
Reklam
BIST 100
13.662,75 -1,64%
DOLAR
45,8532 -0,02%
EURO
53,4834 0,06%
GRAM ALTIN
6.687,67 0,85%
FAİZ
43,74 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
110,94 -0,58%
BITCOIN
73.548,00 -0,05%
GBP/TRY
61,7299 0,08%
EUR/USD
1,1659 0,07%
BRENT
91,12 -1,70%
ÇEYREK ALTIN
10.934,34 0,85%
Kahramanmaraş Açık
Kahramanmaraş hava durumu
22 °
Reklam
  • ANASAYFA
  • GENEL
  • Reddi Miras: Ortadoğu Çıkmazı ve Türkiye’ye Düşen Miras

Reddi Miras: Ortadoğu Çıkmazı ve Türkiye’ye Düşen Miras

Reklam
ScratchBG_red5uyo
Reklam

"No exit." Yani çıkış yok.

Sartre’ın o meşhur oyunundaki gibi; herkesin birbirinin celladı olduğu bir odada, çıkış kapısının aslında içeriden kilitlendiği bir trajediyi izliyoruz. İsrail’in tarihsel gelişimine bakınca; bir halkın soykırım mağduriyetinden devşirilen bir devletin, nasıl olup da kendi travmasını bir "zulüm makinesine" dönüştürdüğüne şahitlik ediyoruz. 1948’den bugüne örülen her duvar, aslında sadece Filistinlileri değil, insanlığın kolektif vicdanını da esir etti. Mağdurun celladına dönüştüğü bu psikolojik süreçte Birleşmiş Milletler (BM) ise bu filmin en pahalı figüranı... Veto yetkisiyle donatılmış beşli yapının çıkarları arasında ezilen uluslararası hukuk, bugün Gazze’de koca bir "hukuk boşluğu" (black hole) yaratmıştır. Alınan kararların ve havada uçuşan kınama mesajlarının, bir çocuğun parçalanmış bedeni kadar hükmü yok bu sistemde.

Dönüp bir de dünyanın sözde "özgürlükler vaat eden" ülkesine bakalım. ABD’nin Ortadoğu haritasına attığı her bomba, aslında bu coğrafyanın kadim birikimine, Sümer’den bugüne gelen medeniyet hafızasına indirilmiş bir darbedir. Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da patlayan her mühimmat, sadece binaları değil, milyonların geleceğini ve umudunu yıktı. Libya, Yemen, İran ve daha niceleri… Bugün Avrupa kapılarında birer istatistikten ibaret görülen, Ege’nin soğuk sularında "göçmen" dediğimiz o insanlar; aslında bu kurgusal savaşların ve "jeopolitik oyunların" gerçek kurbanlarıdır. Sümerlerin kuyuya attığı o ilk harften bu yana yazıya dökülen tüm hukuk metinleri, bugün bir çocuğun Gazze yangınlarındaki feryadıyla hükümsüz kalmıştır.

Şimdi sormak gerek: Türk ve Müslüman kelimelerinin karşılığı bugün neye isabet etmektedir?

Babalarımız bizi Bosna’daki Drina Köprüsü hayalleriyle, Yemen Türküleri’nin o hüzünlü sadasıyla büyütürken bize "vicdan" denilen o ağır yükü yüklediler. Bu yük, sadece bir inanç meselesi değil, tarihsel bir ontolojidir. Bütün bu yükten kurtulup, Hans gibi, George gibi sadece "kendi ferahımıza" mı bakacağız? Eğer bölüşmeyeceksek, eğer Gazze’deki annenin acısını kendi mutfağımızda hissetmeyeceksek, Anadolu’nun "son umut adası" olmasının ne anlamı kalır? Bu mirası reddetmek, sadece geçmişi değil, Türkiye’nin dünyadaki ahlaki özne olma iddiasını da toprağa gömmektir.

Ne yazıktır ki dünya gözümüzü bürüdü. Tolkien’in o meşhur yüzük aşkına kapılanlar gibi, biz de "kıymetli" olanın, yani konforumuzun ve hırslarımızın peşine düşüp kendi çıkar menfaatlerimize daldık. Zihinlerimiz, ekranın ışığı arttıkça gönlün ferini söndüren, telefon denilen o dijital kelepçelerle bağlanmış vaziyette. Algoritmaların bizi hapsettiği yankı odalarında, başkasının acısına karşı "duyusal bir felç" yaşıyoruz.

Yeni Yunuslar, yeniden Mevlânâlar ve o geniş gönüllü dervişler bu topraklarda tekrar dirilmedikçe; bu sömürü düzeni kurgusal kafeslerinde bizi uyutmaya devam edecek. Unutmayalım ki; bölüşmek sadece ekmeği değil, acıyı da kutsallaştırır. Ve eğer biz bu acıyı bölüşmüyorsak, aslında çoktan o meşhur şarkıdaki gibi olduk demektir:

"Anladım ki sen de herkes gibisin..."

Selametle...

*

Murat ÇOLAK

Reklam

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?